18 Nisan 2017 Salı

Bala ve Ötesi

Seçim hepimizi yordu, sinirlendirdi, hayallerimizi yıktı, bir yandan da ümitlendirdi, mücadele duygumuzu yeniden diriltti; derken ne hissedeceğimizi bilemez halde hayırlısıyla güzelce delirdik.

Şimdiye kadar oy kullandığım her seçimde sandık başı bekledim, hep şehir merkezinde görev aldım. Bu seçimde de Hayır ve Ötesi gönüllüsü olarak Bala’da Akkoyunlu köyü’nün 1008 nolu sandığının başında geçirdim günümü. Bala yolunda arkadaşlarla şöyle konuştuk, “oylarımızı devletten korumaya gidiyoruz.” Gerçekten de her seçimde en büyük derdimiz bu oldu, devlet oyumuzu çalmasın, ne fena.

o bala köyünden bu bala köyüne giden yol. bence güzel. 


Bala dediğimiz yer, kentte doğup kentte büyümüş bir insan için Mars gibi bir yer. Vallahi abartmıyorum, taşralı nobranlığı beni tüketti. Öncelikle şunu söyleyeyim, Bala’yı sevdim, köylerini sevdim, yollarını sevdim, havasını sevdim, sessizliğini sevdim. Onun dışında yadırgaya yadırgaya kurdeşan döktüm.

Önce Bala merkezde buluşup, köylerimizi, müşahit kartlarımızı paylaştık, arabaları bölüştük, 11 gönüllü, merkezdeki sandıkları CHP’ye bırakıp köylere dağıldık. Bu organizasyon sayesinde önceden haritadaki yerini bilmediğimiz Bala’nın köylerine karış karış hakim olduk. Mesela yoldaki dayıya yol soruyoruz, Tol’ü geç diyor, Davdanlı’dan sola sap. Anlıyoruz tarif ettiği yolu, sandık var çünkü hepsinde, kaç kişi oy kullanacak, geçen seçimlerde kime oy vermişler biliyoruz, o köylerin hepsi bizim bebeğimiz modundayız. Arabaları dört yöne ayırdık, kuzeye güneye batıya doğuya araba çıkarıp, sıra sıra birbirimizi köylere bıraktık, akşam iş bitince geri toplamak üzere. Bazı köyler merkezden bir saat uzaklıkta. Giden gider… Bazı arkadaşların gün boyunca telefonu çekmediği için ne bizimle haberleşebildiler, ne de gönüllü avukat arkadaşlarımızla. Tamam dağ başı değil ama ben nereden bileyim Caner’in başına Ergin Köyü’nde bir haller geldi mi gelmedi mi? Neyse gün sonunda almaya gidince tek parça ve yüzü gülerek görünce rahatladım, bir şey olmamış.

Sofular köyü ve Beynam’ı kara listeye aldık, arkadaşlarımıza çok zorluk çıkardılar; bir sonraki seçimde oraya üçer beşer gitmezsek bize de “Bala ve Ötesi” demesinler.

buyursunlar, akkoyunlu köyü burası.
Benim köy Akkoyunlu idi. Küçük, sessiz, güzel bir köy. AKP-MHP seçmeni çoğunluk. Az biraz da CHP’li var. Baya bir köylü Kürtçe konuşuyor. Gittim sandık kuruluna, başkanın kim olduğunu sordum. Etrafa göstermeden ANAP müşahit kartımı başkana gösterip kendimi tanıttım. Oy kullanma işlemi sürerken parti adı söylemek filan yasak diye özenli davranıyorum, sandık kurulundaki amcalardan biri bağırdı: “Sen evetçi misin hayırcı mısın kızım?” Haydaa, “şimdi bunu konuşamayız, ayrıca ben sizin kızınız değilim ki…”gibi onlara son derece anlamsız gelen laflar gevelerken ben, başka bir amca “ANAPlıymış, ANAP hayır diyor” dedi. İlk amca dellendi bu sefer, “Merhum Özal da isterdi başkanlık, sen neden böyle yabıyon?” dedi. Bunları hep bağırıyorlar bu arada, yani ben bana bağırıyorlar sanıyorum, sonra baktım zaten hep bağırarak konuşuyorlar, benlik bir durum yok. Sizin başkan kim dediler, çalışmıştım dersimi: Başkanımız İbrahim Çelebi’dir dedim. O ara uzunca Mesut Yılmaz’a giydirildi, sessizce dinledim. Bu ülke kadar solcusunu halden hale, şekilden şekile sokan memleket var mı merak ettim, elimde ANAP kartı, “Mesut da iyiydi bakmayın siz” minvalli laflar ediyorum. Yazıklar olsun onca okuduğuma. 


Yemek saati geldi, CHP sadece kendi görevlisine yemek getirmiş diye adamı yerin dibine soktular. Sonra bir yerlerden sipariş verdiler, tavuk dönerle ayran geldi. Ben yemem diyorum, kibarlık yapıyorum sanıyorlar. Ya hayvan öldürmüşsünüz, ben yemem onu ama anlatamıyorum. Dönerin ekmeğiyle oyalandım biraz, yedin mi dediler yedim dedim, dışarda birine verdim yemeği. O sırada insanlar oy kullanmaya geliyor, gönderiyoruz geriye. Yemek yiyoruz sonra gel diye. İnsanlar da hiç garipsemeden gidiyorlar. Benim arabada bizim ekip için aldığım muzdan elmadan artanlar vardı. Yemekten sonra onları getirdim. Bohemlerimden öğrendiğim usulle güzelce şöyle dedim: “Benim yanımda biraz meyve var, bunu benimle paylaşırsanız çok sevinirim.” En başta bana evetçi misin hayırcı mısın diyen amca bu paylaşma işine sıcak bakmadı, “Burda herkes gücüne göre yer” dedi. Hoydaaa… Bir kere top benim arkadaş, istemezsem hiçbirinizi oynatmam, giderim arabamda yerim on tane muzu. Ya ama artık sesim içime kaçtı, pek cevap veremiyorum. Allahtan hayır’cı jandarma abi yardıma yetişti, “o zaman hepsini ben yerim, belimde silah var.” dedi. Silaha ikna oldu herkes, bir şekilde paylaştık. Nasıl bir paylaşmaksa ben sadece dörtte bir elma yedim. Neyse helali hoş olsun. Bütün bir günü adamlarla geçirdim. Kadınlar inanılmaz bir hızla oylarını kullanıp sonra tekrar görünmez oldular. Oy kullanma açısından benim köyde büyük sorunlar olmadı. Kabine birlikte girmek isteyenler oldu, evdeki yaşlıya oy kullandırmaya gitmek istediler vs. Avukat, tutanak, suç duyurusu gibi kentli kelimeler içeren cümleler kurunca geri adım attılar. Bir noktada “Kızım sen okuyon mu?” sorusuna boş bulunup doktorum diye cevap verdim. Hemen yaklaşık on kişi numaramı aldı. Gözleri görmeyenler telefonlarını bana verdi, ben kaydedeyimmiş, kaydettim. Ertesi gün hemen torunun dilinin altındaki damarı aldırmak için biri aradı. Arayınca açıyorum ama yardımcı olmuyorum. Hastanede birilerine yardımcı olmayı sevmiyorum. Hem başka doktorlardan ricacı olmayı sevmiyorum, hem başkasının sırasını almayı sevmiyorum, hem de yalan yok üşeniyorum işini gücünü bırak randevu peşinde koş. Benlik bir şey varsa her zaman bakayım, ötesini sevmiyorum. Köylü insan dobra konuşuyor, “Biz Hacettepe’ye gelelim, sen bizi sırada kayır öne geçir” dediler. Amca bari açık açık öyle demeyin diyorum, hiç yanlış bir şey göremiyorlar söyledikleri şeyde. Gelin çayımı için, ötesine söz veremem dedim ama benim telefon susmaz daha.

okulumuz da bu. 

Akşam vakti sonuçları duydukça ha oldu, ha olacak, çaldılar mı lan yine diyerek o duygudan bu duyguya geçe geçe deliliğe bir adım daha yaklaştım. Ertesi gün olup herkes biraz sakinleşince diğer Bala müşahiti arkadaşlarla konuştuk, biz bir daha şehir merkezinde sandık tutmayız arkadaş. Nerde sapa ilçe, o ilçenin en sapa köyü, biz oradayız. Hayır ve ötesi’nin “ötesi” belli ki bizmişiz. Benim anlattıklarıma bakıp aldanmayın, başka köylerde çok arıza oldu. Sandık kurulundakilerden biri CHP’li, biri AKP’li ama hepsi birbirinin köylüsü, dayısının oğlu, halasının kızı, illa bir akrabası, katiyen kural kanun işlemiyor. Oralarda dışarıdan bir gözün sadece varlığı bile bütün süreci değiştiriyor. Zaten oylar tutanağa girdikten sonra, siz de fark etmişsinizdir, çok fazla oyun dönmüyor. Oy kullanırken ne yaparlarsa yapıyorlar, o sırada “arkadaş bu işin kanunu var” diyen biri bence çok işe yarıyor.

Ha bir de, kimseyi gazlamak niyetinde değilim, hem haddim değil, hem de bana ne ayol; ama şöyle düşünüyorum. Zaten kesinlikle hayır oyları daha fazla. Usulsüzlük ortada, hırsızlık ortada. Ayrıca AKP seçmeni için bu kazanmakta oldukları bir oyunu oynamanın keyfini sürmek gibi bir şey, başkanlık gelmiş gelmemiş onun hayatında ne değişecek; bizim için ise hayat memat meselesi, aydınlık karanlık meselesi; cumhuriyeti koruma derdindeyiz. Daha kalabalığız ve bu işi çok ciddiye alıyoruz.  Yani biz bitti demeden, öyle oldu bittiye getirmekle bu mesele bitmez. Bence öyle.


Not: Seçim sonuçları Avustralya’ya gitmeme planımı şimdilik etkilemedi. İyi günde, kötü günde.




  

1 yorum:

  1. Hanimefendi, blogunuzu okudum. Yorumlariniz guzel. Espiriler ve makaralar her seyi anlatiyor. Emeginize saglik. Saygilar.

    YanıtlaSil